Haftalık Gündem Değerlendirmemiz [02.12.2024]

5816 SAYILI KANUN ELEŞTİRİ HAKKI VE İFADE HÜRRİYETİNİ BALTALAMAKTADIR

İfade hürriyeti, medeni toplumlarda temel hürriyetlerden biridir. İnsanların fikirlerini özgürce ifade edebilmesi, yalnızca bireysel hak ve hürriyetlerin korunması için değil, aynı zamanda toplumun ilerlemesi için de elzemdir. Bu bağlamda, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler, ifade hürriyetini koruma altına almış ve bu hürriyetlerin keyfi şekilde kısıtlanmaması gerektiğini vurgulamıştır. Türkiye, bu sözleşmelere taraf bir ülke olarak, bireylerin düşüncelerini ifade etme hakkını teminat altına almakla yükümlüdür.

Türk Ceza Kanunu'nda hakaret ve ölünün hatırasına hakaret gibi suçlar, bireylerin kişisel haklarını ve manevi değerlerini koruma amacıyla düzenlenmiştir. Hakaret, sövme ve küfür gibi davranışlar, ahlaken tasvip edilmeyen eylemler olduğu gibi, hukuken de müeyyidelere bağlanmıştır. Ancak, eleştiri ile hakaret arasındaki sınırın doğru şekilde belirlenmesi, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.

Bu noktada, 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun, ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkını kısıtladığı gerekçesiyle uzun süredir tartışılmaktadır. Bu kanunun uygulanmasında, eleştiri ile hakaret arasındaki ayrım gözetilmeden bireylerin yargılanması ve cezalandırılması mağduriyetlere yol açmaktadır.

Hukuk, insanları "ideolojik terbiye" etme aracı olarak değil, özgür düşüncenin ve farklı bakış açılarının güvencesi olarak işlev görmelidir.

Tarih, eleştirel bir yaklaşımla incelenebilen, öğrenilebilen ve bireylerin yüzleşebildiği bir alan olmalıdır. Hakaret içermeyen fikirlerin ve eleştirilerin takibata uğraması, toplumda "tek tip insan" yetiştirme anlayışının tezahürüdür. Böylesi bir durum hem bireylerin düşünsel özgürlüğünü hem de toplumsal ilerlemeyi baltalar.

Hâlihazırda TCK’nın 130’uncu maddesinde düzenlenmiş olan ve ölmüş bir kimsenin hatırasına hakaret edilmesine hapis ve adlî para cezası öngören kanunun varlığı ayrıca başka bir kanuni düzenlemeye; hele hele kişiye özel olarak düzenlenmiş bir kanuna ihtiyaç bırakmamaktadır.

 

ASGARİ ÜCRET BELİRLEME ÇALIŞMALARI

2025 yılı için asgari ücretin belirlenmesi, aralık ayında işçi, işveren ve bakanlık temsilcileri arasında yapılacak toplantılarla kararlaştırılacaktır. TÜİK’in Aralık 2024 verilerine göre, tüketici fiyatları endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre %47,09 artarken, on iki aylık ortalamaya göre artış oranı %60,45 olarak gerçekleşmiştir.

Dolayısıyla yapılacak artış, çalışanları enflasyona karşı mutlaka korumalıdır. Belirlenecek asgari ücret, çalışanların ve bakmakla yükümlü oldukları ailelerinin gıda, konut, giyim, sağlık, kültür ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılamalı, insan onuruna yaraşır bir hayat sürdürebilmelerine imkân vermelidir.

Asgari ücretin belirlenmesinin temel amacı, sermaye karşısında korumasız olan işçilerin en düşük ücret seviyesini göstermekken, uygulamada bu ücret, çoğunlukla işverenler tarafından temel ücret olarak kabul edilmektedir. Doğru bir asgari ücret seviyesi, ekonomik büyümeyi, sosyal refahı ve istihdamı olumlu yönde etkileyecektir. Ayrıca, bu ücretin büyük kısmı iç piyasada talep oluşturacak ve sektörel büyümeyi destekleyecektir.

 

AİLE HEKİMLİĞİ YÖNETMELİĞİNDEKİ YENİ DEĞİŞİKLİKLER

Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama ve Ödeme Yönetmeliği’ndeki son değişiklikler, sağlık hizmetlerinin verimliliği açısından önemli olmakla birlikte hekimlerimizin çalışma şartlarını zorlaştırmamalı ve sağlık hizmeti alacak halkımızı da mağdur etmemelidir. Bu kapsamda şu hususların göz önünde bulundurulması hayati önem taşımaktadır:

Hekimlerin mesleki bağımsızlıkları korunmalı, suç teşkil edecek bir durum söz konusu olmadığı takdirde, hekimlerin hastalara yazacakları ilaç ve kutu sayısıyla ilgili herhangi bir dayatma olmamalıdır.

Yeni yönetmelikle sözleşme feshi ile alakalı maddeler, aile hekimlerinin iş güvencesini tehdit etmemeli, idareciler tarafından baskı unsuru olarak kullanılabilecek bir duruma da sebebiyet vermemelidir.

Hekimler için getirilen puanlama sistemi, hasta memnuniyeti ve doktorların çalışma motivasyonundaki ahengin bozulmasına sebebiyet vermemelidir.

Vatandaşlarımızın normal hastane başvuruları, aile hekimlerinin müdahale edemediği bir durum olduğundan, hastane başvuru artışları nedeniyle yapılacak teşvik kesintilerinin, hekimlerimizi olumsuz etkileyeceği hesaplanmalıdır. Herhangi bir engel olmadığı halde aile hekimlerine başvurmayan hastalar için de hekimlerden kesinti yapılmamalıdır.

Kronik hastalık izlemlerinin daha sağlıklı yapılabilmesi ve hekim yükünün hafifletilebilmesi için gerekli altyapı eksikliği giderilmelidir.

Vatandaşların talebi üzerine verilen sağlık raporlarının ücretli hale getirilmesi gözden geçirilmelidir. Temel prensip, aile hekimliği hizmetlerinin ücretsiz sunulmasıdır. Bu ilkeye uygun hareket edilmelidir.

Sonuç olarak; aile hekimliğinde yapılan düzenlemelerin, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve hekimlerimizin motivasyonu açısından dengeli ve adil olması gerektiğini vurguluyoruz. Hekimlerimizin huzur içinde çalışabildiği bir ortam, halkımızın sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde yararlanmasının da garantisidir.

 

LİSANS VE DOKTORA ÖĞRENCİLERİNİN AZAMİ SÜRE SORUNU

Deprem, pandemi ve mali sebepler nedeniyle öğrenimini tamamlayamayan lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri af taleplerini her platformda dile getirmeye devam ediyorlar. Türkiye’de 500 binden fazla af bekleyen öğrencinin bulunduğu belirtilmektedir.

Öğrenci affı bütçeye yük getirmediği gibi ülke ekonomisine katkı sağlayacak bir çalışmadır. Dolayısıyla gençlerimizin talebine duyarsız kalınmamalıdır. 2022 yılında çıkarılan afla, uygulamalardaki bazı aksaklıklar nedeniyle verimli sonuç elde edilememiştir. Mezuniyetine çok az bir süre kala okulları ile ilişiği kesilen bu gençlerimizin tekrar okul kaydı yapılıp mezuniyetlerinin sağlanması memleketimizin yararınadır. 

 

HALK EĞİTİM MERKEZLERİNDEKİ USTA ÖĞRETİCİLERİN PROBLEMLERİ

Halk Eğitimi Merkezleri ve bunlara bağlı birçok kamu kuruluşunda her yıl binlerce farklı kurs açılmakta, her yaş grubundan insan bu kurslara katılmaktadır.

Hayat boyu eğitim, aslında eğitim sisteminin vazgeçilmez bir parçası olduğu gibi iş gücü anlamında da birçok alana katkı sağlamaktadır. Ancak ne yazık ki bu kapsamda açılan ve eğitime önemli katkısı olan bu kurslar bıçak gibi kesildi.

Bakanlığın tasarruf tedbirleri kapsamında yaz sezonundan itibaren kota uygulamasına geçilerek kısıtlamaya gidilmesi eğitim sistemine ve ülkenin iş gücü eğitim programlarına büyük zararlar vermekte ve eğitimde de kalıcı hasarlara yol açmaktadır.

Söz konusu kota uygulaması nedeniyle burada görev yapan, evlerine ekmek götüren usta öğreticiler, aileleriyle birlikte büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Başta statü ve tam sigorta olmak üzere, kurs açma problemleri, zamanında ödenmeyen ücretleri, izin hakları, tatil günlerindeki ek ders ücretlerinin ödenmemesi ve daha birçok sorunları ivedi olarak çözülmesi gerekirken maalesef usta öğreticiler şu an evlerine ekmek götürememektedir. Bakanlığın “Hayat Boyu Öğrenme” kapsamındaki bu kursları açmaması nedeniyle kendilerini bir anda kapının önünde bulan usta öğreticilerin problemleri bir an önce çözüme kavuşturulmalıdır.

 

PAKİSTAN’DA "MEZHEP ÇATIŞMASI" TUZAĞI

Pakistan’ın kuzeybatısındaki Kurram bölgesinde yakın zamanda başlayan Şii ile Sünni aşiretler arasındaki çatışmalarda ölü sayısı ne yazık ki her geçen gün artmaktadır. Eski Başbakan İmran Han’a yönelik komplo sonucu başlayan olaylar ve terör saldırıları nedeniyle tansiyonun dinmediği ülkede "mezhepsel çatışma" da yeniden patlak vermiştir.

Bugüne kadar emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda İslam dünyasını kan gölüne çeviren mezhepsel ihtilafın daha fazla yıkıma sebep olmasının önüne geçmek için yetkili taraflar ve bölgenin ileri gelenleri sorumluluklarını yerine getirmelidir. Geçtiğimiz yıllarda dönemin yetkililerinin, "Hindistan'ın ülkede mezhep çatışması çıkarmak için farklı hiziplerden ilim insanlarını öldürme girişiminde bulunduğu" açıklaması önemlidir. Ülkede 2011’den bu yana zaman zaman alevlenen ve yüzlerce kişinin katledildiği mezhepsel çatışmalarda dış faktörlerin etkisi de unutulmamalıdır.

ABD’nin yerli iş birlikçileriyle birlikte kurduğu komplo doğrultusunda görevden alınan eski Başbakan İmran Han’ın tutukluluğu da ülkenin siyasi geriliminde etkin bir faktördür. Protesto ve çatışmalarla sarsılan ülkede komplolarla alıkonulan siyasi aktörlerin serbest bırakılması sağlanmalıdır. İstikrar için birlik ve beraberlik içerisinde, halkın menfaatleri doğrultusunda hareket edilmelidir.

 

LÜBNAN’DAKİ ATEŞKES VE GAZZE’DEKİ DURUM

Siyonist terör rejimi, Lübnan’da iki ay sürdürdüğü saldırılarda tek bir köyü dahi ele geçiremeyerek ateşkese mecbur kalmış, tampon bölge oluşturma planı gerçekleşmemiştir. Ateşkes, yerinden edilmelerine ve şiddetli saldırılara rağmen siyonist düşman karşısında diz çökmeyen Lübnan halkının kazanımıdır. ABD ve Batı tarafından fonlanmasına rağmen Lübnan cephesinde kaybeden siyonist düşman, Gazze’deki katliamlarını ise artırarak devam ettirmektedir.

Haftalardır kuşatma altındaki Kuzey Gazze’de açlığın yanı sıra sağlık krizi yaşanmaktadır. Bölgede yakıt girişine izin verilmemesi nedeniyle sivil savunma hizmetleri durmuş, kronik hastalar ilaçsızlık nedeniyle tedavi olamamakta, kirli su ve çöp yığınları salgın hastalıklara neden olmaktadır. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre 7 Ekim'den bu yana siyonist terör rejiminin düzenlediği saldırılarda şehit olan sağlık çalışanı sayısı 1050’ye yükselirken 310 sağlıkçı da işgal hapishanelerinde tutulmaktadır.

Rakamlar siyonist terör rejiminin sağlık sistemini bilinçli olarak hedef alarak bunu, Gazzelileri katletmek için bir silah olarak kullandığını ortaya koymaktadır. Bir yıldır siyonist terör rejiminin Gazze soykırımını durdurmayan, bunun için bir irade ortaya koymayan ve somut bir adım atamayan İslam dünyası oluşan insani krizi de izlemekle yetinmektedir.

Gazze’de kuşatma altına alınan tüm bölgeler için acil insani yardım koridoru oluşturulmalı, bölgeye ivedilikle sağlık malzemeleri ve çalışanları gönderilmeli, kronik hastaların tedavi için Gazze’den çıkarılması sağlanmalıdır. Oluşan insani krizin sona erdirilmesi için tüm baskı araçları kullanılmalıdır. ABD ve Batı’nın siyonist rejim hamiliğine karşı İslam dünyası Filistinlilerin safında yer alarak işgal rejiminin şartsız geri çekilmesini öngören bir ateşkes anlaşması için hemen devreye girmelidir.

 

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.